Kahvenizi alın. Size hikayeleri Hollywood filmlerine konu olmuş, ancak Patagonya’nın devasa coğrafyasında iz bırakmadan, sessizce yaşayıp gitmiş iki adamdan bahsedeceğiz.
1900’lerin başında, Arjantin’in güney ucunda bir çiftlik vardı. Rüzgarın yön değiştirdiği, bulutların yere değdiği, insanın cümle kurma ihtiyacını azaltan bir yer.
Bu çiftliğin sahiplerine yöre halkı kısa ama anlamlı bir isim takmıştı. Los Gringos Tranquilos: Sessiz Amerikalılar.
Hayat onlar için de diğerleri gibi basitti; Sabah ateşi yak, koyunları güt, çit ör, akşam ateşi söndür.
Ancak bir gün, yöreden biri Buenos Aires’e gittiğinde, bir barın duvarında asılı duran afişle donakaldı. Afişteki yüzler tanıdıktı. Her sabah tarlalarında çit ören o iki adamın yüzleriydi:
Butch Cassidy ve Sundance Kid.
Amerika’nın en çok aranan haydutları, Patagonya’da çiftçi olarak yaşıyorlardı.
Bu hikayeyi ilginç kılan, basit bir “kaçış ve saklanma” öyküsü olması değil. Asıl mesele şu: Burada saklanmıyorlardı, gerçekten yaşıyorlardı.
Onların “haydut” rolü şehirde, yani kalabalığın ve sürekli gözetimin olduğu yerde üretilmişti. Butch ve Sundance, Patagonya’da çiftçi rolü yapmadılar; gerçekten çiftçiydiler.
Şimdi burada duralım ve büyük şehir kuramcısı Jane Jacobs’ın sözünü hatırlayalım: “Gözler sokakta olduğunda, düzen kendiliğinden kurulur.”
Şehirde, davranışımızı belirleyen şey; vitrinler, komşular, iş arkadaşları ve yan masanın bakışıdır. Jacobs’ın “kaldırım balesi” adını verdiği bu gündelik koreografi, herkese bir rol biçer. Ritmi kaçırırsanız, hemen fark edilirsiniz. Kimlik, bu kalabalığın sürekli değişen hafızasında kurulur.
Oysa Patagonya’da gözler sokakta değil; rüzgarda, ufukta ve ördüğünüz çitin sağlamlığındadır. Buranın hafızası doğadadır. Rüzgar, çiti yanlış ördüğünü ertesi gün size söyler.
Butch ve Sundance’in burada gerçek birer çiftçi olabilmesi bu yüzden şaşırtıcı değil. Şehirde geçmişleri peşlerinden gelir, çünkü gösterilecek bir sahne ve o sahneyi izleyen “gözler” vardır. Patagonya’da ise sahne yoktur. Jacobs’ın bahsettiği sık dokulu kentsel ağ yerine, seyrek ama somut bir bağ vardır: tel, taş, koyun, hava.
Jacobs şehri “örgütlü karmaşıklık” olarak tanımlar; her şey her şeyi etkiler. Patagonya’da ise karmaşıklık örgütlü değildir. Çoğunlukla insandan bağımsız değişkenler ve çok net sonuçlar bütünüdür.
Mekan, davranışı belirler. Şehir sana bir rol verir. Patagonya gibi, ihtişamını insandan değil de doğanın gücünden alan yerler ise, üzerine giydiğin o rolleri tek tek alır senden. Bu yalınlık insanı küçültmez, üzerindeki tüm abartıyı söker atar.
Eee peki bizim Sessiz Amerikalılar’a ne oldu?
Devlet haberi aldı. Butch ve Sundance kuzeye kaçtı. Bolivya’da bir çatışmada öldüler (kanıtı olmasa da tarih böyle yazdı).
Ama Patagonya’daki çiftlikleri, bugün hala orada duruyor.
🎬 Bonus Bilgi: Sundance’in Sundance’i
Sundance Film Festivali’nin ismi, tam olarak Sundance Kid’den geliyor.
1969’da çıkan Butch Cassidy and the Sundance Kid filminde Sundance’i Robert Redford oynuyor. Redford, bu karaktere o kadar bağlanıyor ki, Utah’ta aldığı araziye Sundance adını veriyor.
Daha sonra o arazide bağımsız sinema merkezi kuruyor. O merkez, bugün dünya çapında bilinen Sundance Film Festivali.
Belki de herkes eninde sonunda kendi sahnesini bulur: Kimisi çit örer, kimisi ödül konuşmasını yapar. Sadece bazıları seyirciye ihtiyaç duymaz.
Biz de bu yıl, belki de sahnelerimizi yeniden yazma gücü buluruz diye, rollerimizden arınma heyecanıyla yine Patagonya yollarına vuruyoruz kendimizi.
Gelecek Turlar