Dünyanın her köşesinde insanları bir araya getiren sayısız kutlama var. Karnavallar, dini bayramlar, anma günleri, hasat şenlikleri… Hepsi bir şeyleri işaret ediyor: bereketi, başlangıcı, hafızayı, coşkuyu.
Ama Holi Festivali başka. Çünkü başka hiçbir kutlama, insanları bu kadar eşitlemiyor.
Holi’nin Hindu mitolojisinde birden fazla hikâyesi var; bölgeden bölgeye anlatımı değişiyor. Ama bizim en sevdiğimiz anlatı, çok basit bir şeye dayanıyor: ötekilik duygusuna.
Hinduizm’de üç büyük tanrıdan biri olan Lord Vishnu’nun avatarı Krishna, çocukken koyu mavi teni yüzünden arkadaşlarının alay konusu olur. “Keşke ben de onlar gibi olsaydım…” diye iç geçirir. Annesi Yashoda, oğlunun bu kırgınlığını fark eder ve eline boyalar verir: “Sen arkadaşlarını boya, onlar da seni. Renkler karışınca kimse kimseyi ayırt edemez.” der. Efsane bu, ama anlattığı şey çok tanıdık: Bir topluluğun içinde “farklı” hissetmenin nasıl bir şey olduğunu herkes bilir. Holi’nin özü, işte tam bu kırılma anını iyileştirmeye dayanır.
Renkler, bu yüzden bir süs değil; eşitleyici bir ritüeldir. Ve işin ironisi şurada: Hindu toplumunun binlerce yıldır şekillendiği kast sistemi, dünyanın en keskin hiyerarşilerinden biriyken, Holi günü bu hiyerarşi bir günlüğüne de olsa erir. Kimse, kimin hangi kasttan olduğuna bakmaz, kimse kimsenin statüsüyle ilgilenmez. Sokakta herkes aynı renge bulanır. Yüzüne sürülen kırmızı bir toz boyası, statü farkını görünmez yapar. O nedenle Holi’ye bakınca sadece bir bahar kutlaması görmüyoruz; insanların, kısa bir anlığına da olsa birbirini aynı yerden görebildiği bir günü yaşıyoruz.
Peki bu deneyimi Nepal’de, özellikle Pokhara şehrinde neden seviyoruz?
Hindistan’da ya da Katmandu’da Holi daha büyük, daha kalabalık, daha kaotik. Eğlence bol, ama ritüelin kendisi gürültünün içinde biraz kayboluyor gibi. Pokhara ise başka bir şey sunuyor: Annapurna dağlarının gölgesinde, göl kıyısında, hem sessiz hem coşkulu bir alan açıyor insana. Kalabalık var ama telaş yok. Etrafta turist de var, yerel aileler de; herkes aynı renklerin altında. Renk yüzünde kurumadan biri sana su atıyor, arkandan bir çocuk kahkaha atarak kaçıyor, yanından geçen yaşlı bir teyze eline boyaları sürüp “Happy Holi” diye bağırıyor.
Sonunda Holi, festival kimliğini aşarak, bir olma haline dönüşüyor.
Ve o an şunu fark ediyorsun: Bu günün güzelliği fotoğraflarda değil; kim olduğundan bağımsız olarak bir kalabalığa karışabildiğin o birkaç saatlik özgürlükte.
Belki bu yüzden Holi, tek bir güne yayılmış bir eşitlenme hâli gibi: Kimsenin kimseye “kim” olduğunu sormadığı, herkesin birbirine gülümsediği, insanın kendi içinde de biraz hafiflediği bir gün.
Dünyanın ucunda, bir ütopyanın içinde olma hali insanın başına her zaman gelmiyor. O yüzden de biz 11 senedir her yıl olduğu gibi bu sefer de Holi’de Pokhara’dayız. Eğer bir günlüğüne bile olsa başka bir dünyanın mümkün olduğunu hissetmek istersen, hadi bu yıl katıl bize. Çünkü kıyafetine bulaşan boyalar çoğu zaman yıkayınca geçiyor ama, o kısa eşitlik hissi uzun süre insanda kalıyor.
Gelecek Turlar